Günümüzde insan psikolojisinin en ilginç dönemlerinden birini yaşıyoruz. Bir yanda, bazen en yakınlarımızla bile konuşamadığımız duygularımız, diğer yanda ise bizi sonsuz bir sabırla dinleyen soğukkanlı yazılımlar. Peki bizi bu noktaya getiren ne? Neden kanlı canlı bir insan yerine, ruhsuz ve duygusuz bir algoritmaya içimizi dökmek istiyoruz?
Geçtiğimiz günlerde oluşturduğum anketimde, katılımcılarıma bununla ilgili olarak “Yapay zekaya yazdıklarını bir insan okuyor olsaydı, aynı şekilde yazar mıydın?” sorusunu sordum.
Gelen cevaplar psikoloji bilimi açısından oldukça düşündürücüydü. Katılımcıların daha büyük çoğunluğu bu açık uçlu soruda karşılarında bir insan olsaydı bu şekilde yazmayacaklarını belirttiler. Peki neden? Genellikle, insanda olan ama yapay zekada olmayan yargılama duygusu olmadığı için.
İnsan doğası gereği karşısındakini değerlendirir, yorumlar ve bazen istemeden de olsa yakınındaki kişileri bile yaptıklarından ya da yapmak istediklerinden dolayı yargılar. Oysa yapay zeka sadece verilere dayalı bir otomatik yanıt makinesidir. Onun insan gibi ahlaki bir pusulası, önyargıları, kültürel kavramları ya da ayıp algısı yoktur. Yapay zekada olmayan bu durum, insanlara onunla düşüncelerini ya da yaptıklarını paylaşma noktasında inanılmaz bir özgürlük tanıyor.
Ancak anket sonuçlarım gösteriyor ki, bizi yapay zekaya iten tek sebep bu değil. İşin içinde modern çağın yorgunluğu ve psikolojik ihtiyaçlarımız da var. İşte verilerle birlikte diğer çarpıcı sebepler:
İnsan İlişkileri Yorucu, Yapay Zeka Dinlendirici
İnsan ilişkileri hepimizin bildiği gibi emek ister. Karşımızdakini dinlemek, anlamak, mimiklerini yorumlamak ve onunla empati kurmak zihinsel bir güç ve efor gerektirir. Anketime katılanların çoğu bu noktada yapay zeka ile konuşmanın insanlarla konuşmaktan daha az yorucu olduğunu belirtiyor. Yani bir noktada sadece beni dinle konforunu arıyoruz.
Maskeler Düşüyor, Artık Daha Dürüstüz
Gerçek hayatta çoğumuzun ister istemez sosyal filtrelemeleri vardır. İnsanlar çoğunlukla “Bunu söylersem ayıp olur” ya da “Bu şekilde kendimi gösterirsem beni güçsüz görürler” düşünceleriyle birlikte yaşar. Bunlar hem toplumsal yani kültürel kodlardan, hem de insan olmanın psikolojisinden gelen gerçeklerdir. Bu sebepten olabilir ki katılımcılarımın bir çoğu dijital ortamda ve yapay zeka karşısında kendilerine bile daha dürüst olabildiklerini belirtiyor. Kimse bizi izlemediğinde sanırım kendimizle yüzleşmek daha kolay olabiliyor.
Madalyonun Diğer Yüzü, Bağ Kurmadan Tatmin Olmak
İşin bir de psikoloji dünyasında sıkça tartışılan teorik bir boyutu var. Uzmanlar yapay zekanın insan egosu için kusursuz bir ayna işlevi görebileceği konusunda uyarıyor. Çünkü normal insan ilişkileri karşılıklıdır. Anlatırsınız, ama dinlemeniz de gerekir. Alırsınız, ama vermeniz de gerekir. Bu noktada, eksik ve tehlikeli kalan kısım ise yapay zeka ile kurulan ilişkinin tek yönlü oluşudur.
Sürekli bizi onaylayan, asla itiraz etmeyen, bizden basit bir nasılsın sorusunu bile beklemeyen bu teknoloji, farkında olmadan empati yeteneğimizi köreltiyor olabilir mi? Karşımızda bizi sürekli onaylayan ve destekleyen bir mekanizma olduğunda ve biz ondan duygusal tavsiyeler almaya başladığımızda, gerçek hayattaki eleştirilere bir süre sonra tahammülsüzleşmemiz oldukça olası bir durumdur. Bu yüzden psikologlar, yapay zekanın bu konforlu alanının narsistik eğilimleri besleyebileceği riskine oldukça dikkat çekiyor.
Kritik Uyarı: Yapay Zeka Bir Yara Bandıdır, Terapi Değil!
Yapay zeka size ne duymak istiyorsanız onu söyleyebilir, ancak bir psikolojik danışmanın yapacağı gibi sizi kendi gerçeklerinizle profesyonel bir şekilde yüzleştiremez. Özellikle depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu, anoreksiya, narsistik eğilimler gibi derin ve karmaşık süreçlerde yapay zeka bir çözüm değil, tam tersine sizi gerçeklikten koparan bir kaçış tuzağına dönüşebilir. Sizi sadece onaylayan bir makine, iyileşme sürecinizi engelleyebilir. Eğer kendinizi mutsuz, çıkmazda, bedenen ya da ruhen risk altında hissediyorsanız, bir uzmana başvurmaktan lütfen çekinmeyin.
Yorum bırakın